Tarihten Günümüze Tercüme Sektörü

Tarihten Günümüze Tercüme Sektörü

Tercüme, diller arasındaki etkileşimin artmasından dolayı günümüzde son derece önemli bir konu haline gelmiştir. Tercüme hizmetleri kişi ya da kurumlar tarafından farklı amaçlarla tercih edilmektedir. İngilizce, İtalyanca, Arapça, Çince, Rusça ve Fransızca gibi popüler dillerin haricinde dünya üzerinde yüzlerce yerel dilden söz etmek olasıdır. Sesli ya da yazılı çeviriler, ticari ilişkilerde, eğitimde, hukukta, uluslararası ilişkilerde kilit bir rol oynar. Tercüme, insanın yer aldığı tüm zamanlarda olmazsa olmaz bir ihtiyaç olarak kendine yer bulmuştur. Bu nedenle tercümenin tarihi, neredeyse modern düzeyde insanlık tarihi ile paraleldir.

Tercüme, aynı dili konuşmayan en az iki konuşmacı arasındaki iletişimin sağlıklı bir şekilde kurulmasını sağlayan bir formdur. Bu süreçte anlam bütünlüğünü bozmadan, süslemelere ve çıkarmalara ihtiyaç duymadan, orijinal metne sağlık kalarak tercümeyi gerçekleştirmek esastır. Peki tercüme sektörünün tarihsel gelişim süreçleri nasıl olmuştur? Bu içeriğimizde tercümanlığın günümüze dek uğradığı aşamalara göz atacağız.

Tercüme Tarihinden Kısa Notlar

Tercüme tarihi esasen oldukça uzun bir zamandır tarihçilerin ve bilim insanlarının yoğun şekilde tartıştığı bir meseledir. Özellikle tercüme tarihinin başlangıç noktasına dair tartışmalar, uzun zamandır süregelmektedir. Bu konuda net bir uzlaşı olmasa da pek çok kaynak, tarihteki ilk çevirinin İncil çevirisi olduğunu savunuyor. Birçok farklı dilde yazılmasından dolayı İncil çevirisinin iyi bir tarihsel örnek olduğu kabul ediliyor.

Daha sonraki süreçlerde ise ticari amaçlarla ya da yaşamda kalma maksadıyla insan etkileşimlerinde önemli bir araç haline gelmiştir. Zaten tercüme sözcüğü, “taşımak” manasına gelen Latince bir terime tekabül eder. Yunancada konuşmak anlamına gelen metaphrasis, zamanla “çeviri” anlamında kullanılan “metaphrase” sözcüğünü ortaya çıkarmıştır. Çeviri tarihi araştırılırken bu tip sözcüklere dair etimolojik kaynaklar referans alınmıştır.

Yapılan araştırmalarda Sümer şiirlerinden olan Gılgamış’ın, o dönem birçok Asya diline çevrildiği görülmüştür. Bundan dolayı çevirinin Mezopotamya dönemine dek (erken dönem) yapıldığı öngörülmektedir. Aynı dönemlerde yine aynı şekilde Hint belgelerinin Çinceye dönüştürüldüğü görülmüştür. Bu tercümeler o tarihlerde Budist rahipler tarafından yapılmıştır. Bunu takip eden dönemlerde ise Eski Yunanca metinlerin Roma’da şairlerce çevrildiği saptanmıştır.

O yıllarda bu çeviriler eğlence amaçlı olarak geliştirilen edebi eserler için uyarlanmıştır. Roma içerisindeki çevirileri genellikle Horace ile Çiçero aktif biçimde kullanmıştır. Aynı zamanda Arap kökenli akademisyenlerin gerçekleştirdiği çeviri çalışmaları, o dönemlerde Yunanlı meslektaşlarının çalışmalarına ciddi bir katkı sunmuştur. Yunanlıların fethedildiği zamanlarda eserleri, Arap alimlerince kendi versiyonlarına uygun şekilde çevrilmiştir. Söz konusu metinlerin Arapça olan versiyonları ise Orta Çağ’da Latinceye çevrilmiştir.

Dinsel metinlerin çeşitlilik kazanması ya da manevi düzeyde teorilerin artması ile beraber çeviriye duyulan gereksinim de aynı düzeyde artmaya başlamıştır. Özellikle dini yayma ihtiyacı ve inancı olabildiğince teşvik etme isteği, bu durumu ortaya çıkarmıştır. Dini metinler o dönemlerde birçok dile çevrilmek durumunda kalmıştır. Örneğin tercüme edilen ilk dini kökenli metnin Eski Ahit olduğu bilinmektedir. Modern araçların olmadığı bir dönemde 70 civarında bilim insanı ve akademisyen, Eski Ahit’i Yunancaya özenli bir biçimde çevirmiştir. Bu çeviri daha sonraki birçok çevirinin de temellerini oluşturmuştur.

Bu arada tarihin belli dönemlerinde tercümanlık çok sakıncalı bir iş olarak da görülebilmekteydi. Çünkü kimi teorilerin ve sırların yayılmasında bu kişilerin önemli oldukları düşünülürdü. Hollanda’da İncil’i İngilizce diline çevirmeye çalışan William Tyndale, bunun en dramatik örneklerinden birisidir. Tyndale 1536 senesinde, İncil’i çevirirken yakalanmış ve idam edilmişti.

Bilim ve Felsefenin Gelişiminde Etkili Oldu

Konuşma dillerindeki farklılaşmalar yaklaşık olarak 100 bin yıl öncesine dek uzanmaktadır. Mızraklar ve mağara kalıntıları, Homosapiens’in bazı türlerinin konuşmak adına özel bir ifade bulduklarını ispatlamıştır. Birbirinden ayrı coğrafyalarda bulunan insan soyları, tümüyle özgün diller üretmişler ve yeni dil yapılarına alan yaratmışlardır. Diller 100 bin yıl kadar önce çıkmasına rağmen yazı görece daha yenidir. (5 bin yıl önce) Bu durum çevirinin çok daha eski dönemlere dek uzandığının açık bir kanıtıdır.

Tarihte saptanmış olan ilk yazılı çeviriler Sümerliler dönemine ait. O dönemde ticari ilişkileri geliştirmek amacıyla ilk sözlü çevirilerin gerçekleştiği biliniyor. M.Ö. 196 senesinde Rosetta Taşı üstünde hem Yunan hem de Mısır dillerinde iki ayrı metnin yer aldığı gözlemlenmiştir. Ortaçağ dönemindeki çeviriler ağırlıklı olarak kilisenin kontrolünde yapılıyordu. Doğu’da ise tercüme ve çeviri görece daha önemli bir yere sahip olmuştur. Bilim ve felsefenin geniş kitlelere ulaşmasında Eski Yunan metinlerinin çevrilmesi büyük bir rol oynamıştır.

15. yüzyılda matbaanın keşfi sayesinde çevirmenlik hizmetleri önemli bir aşama kaydetmiştir. Dini ve edebi birçok metnin farklı dillere çevrilip dünyaya yayılması, bu dönemde artış göstermiştir. 1800’lü yıllardan itibaren bilhassa edebi eserlerin çevrilmesi ağırlık kazanmıştır.

Osmanlı Döneminde Çeviri

Çok uluslu bir yapıya sahip olmasından dolayı Osmanlı’da tercümanlık olukça önemsenen bir iş olarak görülürdü. Osmanlı’da tercümanlar, farklı devletlerle olan yazışmalarda ve görüşmelerde rol oynuyordu. Osmanlı’da bahsi geçen ilk tercüman, 1479 tarihinde Venedik’e yollanan Lütfi Beydir’dir. Saray içerisinde tercümanlık itibarlı bir meslek olarak görülmekteydi. 18. yüzyıldan sonra tercümanlık görevini daha çok Fenerli Rum aileler üstlenmeye başlamıştır.